ve bir gün eline ustura ağzında sınanmamış allı-pullu mektuplar geçerse bil ki sevgilim ben artık elleri üzerinde yürüyen şaklabandan başka birşey değilim
I
koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku püfür püfür esmesin mayıs rüzgarları çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından «yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu»
yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu inadına yapış yapış havada bir gülün kokusu kan kırmızı oturmuşum yüreğimin ortalık yerine nerdeyse iz basacak gözlerim avuçlarını aç
koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku bana çocuklar betimle sokaklarda büsbütün gülen kitapların yakılmadığı bir ülke adı söyle kütfen yıllar var ki böyle öfkelere dalmışlığım yoktu
nerdeyse iz basacak gözlerim avuçlarını aç iki eli var insanın bayrak tutmak için biri ötekini neye sayarsanız sayın bıçak mesela kabına sığmaz uzlaşmaz bir eşkiya bıçak çardak altı kavun beyaz peynir ekmek ve rakı bir gün mutlaka evet ama nasıl ey ütopya cehennem öfkeler yuttum gün yirmidört saat cennete çevirmek için güzelim yurdumu çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından kan denizi uykulara kurşunlar çalıp düze ineceğim şu belalı başımı alıp eşkiya oğlu eşkiyayım duvar içre evet koyu karanlık sulara karışıp gitsin korku