canım sana bu mektubu gözlerim dolu yüreğim paramparça yazıyorum eline geçmeyecek biliyorum tepeden tırnağa kedere battığım şu saat bilmek yetmiyor fakat
zulüm kanlı bir kene gibi başımda korkunç bir işkence sonrası uzun sakallarımla oturduğum dört ayaklı masamda ne karanfil kokulu bir hemşirenin cebine benzeyen zarfım ne zarfın gül yüzüne kösnül bir öpücük gibi konduracak pulum ne de sigara kâğıtlarının dar boyutlarında başıboş bir hoş koşturacak kalemim var
yokluk özrümü kabul etmiyor satır satır karıştı kanıma bir kere kitap ve ben metris direnişi içinden gözlerimi ısırarak elimi kanlı etime basarak yazıyorum bu mektubu
dur canım hemen kaynayıp kabarmasın yüreğin bu yazdıklarım yazacaklarımın ne ilki ne sonu sarı saçlarını omzuna vurup okuyamayacaksan mektubumu derim ki sana sardunya kokulu balkonun kapısını aç dağlara bak dağlar bir serin dağlar bir derin bir rahat iyi dinlemeli dağları kulak basıp dinler gibi tepinen karnını bir kadının duyuyor musun çatırdıyor nerde bir zincir varsa kolunda insanın
belki bu ses parıldayan otuziki diş afrika karasında bu ses belki dehşetli güzel bir özlemle beklediğimiz haberi melez avuçlarından üfüren salvador'lu kardeşlerimin sesi belki kimbilir fakat hayır neden olmasın bu ses bizim dağlarımızın sesidir bizim dağlarımız kendi esintisiyle savrulan genç kızlarımıza benzer ve bizim kızlarımız korkunç bir sabırla tutuşan bacaklarını gizler
gün gelir güneşli günlere yaslanarak sıyırırlar eteklerini bellerine kadar bir anda birdenbire bacakları arasından onbinlerce çocuk taşar kente düşün bir anda bir-den-bire ülkemizde çocuk taşkını
neyse canım yaralıyım kanım azaldı benzim bir güz yaprağı gibi sarardı oysa sana anlatacaklarım anlatamadıklarım kadar çok sözü uzatmaya gerek yok dinle iki gözüm yüreğinle kafanla dimdik dinle yıl 1933 10 mayıs berlin berlin'de faşizm kol geziyor berlin sokaklarından yüzbinlerce kitap opera alanına akıyor kitaplar yakılıyor kitaplar be kitaplar
kitaplar hiroşima'lı çocuklar gibi yakılmazdan önce sermayenin gamalı uşağı goebels berlin üniversitesi önünde kırkbin kişiye söylev verdi : «alman düşmanlarının kitaplarını yakan ateş yüreklerinizde vatan sevgisini tutuştursun...» ve faşizm dumanında boğulacağını bile bile aç bir kurt gibi indi kitapların üstüne
1933 yılında berlin opera alanı'nda kitaplar yakılacaktı inatçı yağıyordu yağmur koyu mavi gök delirmiş yığıyordu öfkesini bulut bulut ve hitler ve flick ve krupp yani açlık yani savaş yani faşizm oysa benim ne berlin üniversitesi kapısından girmişliğim ne opera alanını sarsarak gezmişliğim ne de bir hücre evinde kahrolarak goebels'i dinlemişliğim var radyodan gene de mümkün değil acısını duymamak buruşup kalıyor ağzımda bak sana söylemek istediğim en güzel söz bir düşün kırkbin insan kirkbin çift el ayak göz bu söylevi ağzı açık dinledi karşı yapının beşinci katında genç bir soprano inledi berlin berlin olalı böyle kanlı bir gün görmedi
o günden bugüne senin yaşın benim yaşım artı çocuk yaşı zaman geçti geçmedi fakat faşizmin korkusu çöreklenmiş toprağıma etime kanımı emiyor sürgit kanımda boğulacak itoğlu it
çardak altı kavun beyaz peynir ekmek ve rakı bir gün mutlaka.. evet ama nasıl ey ütopya çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından şili şuramda yanılgı ve tarifsiz bir acı merhaba allende onurlu ölüm merhaba su paredon CIA ve richard nixon hayır sizin duvarınız evet su paredon (1) kastilya hançeri merhaba merhaba ispanya uzak asya vietnam merhaba merhaba ho amca kara öfkem mapusum mandela merhaba size de merhaba plaza de mayo anaları şu güzelim dünyamızda savaş ve kıyım şu güzelim dünyamızda sömürü ve zulüm şu güzelim dünyamızda işkence ve bin türlü cinayet yani emperyalizm yani yedi boğumlu akrep yani şu güzelim dünyamızda gökyüzü kadar mavi gökyüzü kadar sonsuz bir özgürlük açana dek davacısıyım bütün kayıp çığlıkların