gün olmuş memedin yaşı yirmiyi bulmuş ağrı'dan kars'tan bitlis'ten van'dan ak-lı kara-lı denizden doğu'dan batı'dan gelmiş gelmiş de metris'e gardiyan durmuş
ayışığı ve dumanlı düşleri arasından çekilip alındığı gündü elektrikli elektriksiz copu gördü bir ağaç köküne benzeyen elleri
neyin kavgasıdır bu pek aklı almadı delikanlılık da olsa serde kanlı-bıçaklı sevdalara da düşse savunmasız birine eli hiç kalkmadı
kızarsa dertlenirse severse bir de toy bıyıklarını çiğner bir de ateşini karartmadan ucuz tütün içerdi
herşey erkekçe olsun isterdi isterdi fakat metris'te emir demir'i daha bir keser metris'te askerlik ölümden beter günde iki tayın ekmeğe bir kap nohuta bulgura vatan millet sakarya
gardiyan memet silahı matarası kaputu postalı gönlünde kırık sevdası «çanakkale içinde aynalı çarşı ana ben gidiyom düşmana karşı» memede benzemiyor sevgilim memedin yüzü yurduma dönük yayla bakışları dumanlı ve sönük memet köyde memet kentte işyerinde hapisanede her yerde el uzatımı içimizden biri dostumuz kardeşimiz
sokak aralarında memet ışıklı bulvarda memet kavşaklarda memet memet toprağın yüreği nerde göğsünü parçalayacak gibi atıyorsa atacaksa orada nöbete yatar memedin elinde amerikan yapısı tüfek dağlarımızda ne arar memet memeeet süngünde ne var memet süngünde ne
çocuktur elinde sanki tahtadan tüfek takılı ucuna çakıyla yontulmuş erik dakı kentlerde tutmayla biter mi onsekiz aylık nöbet evlerin sokakların ötesi kırlar tepeler ayak izleri kan damlası sargı parçası kar lapa cızırdayarak söner bir izmarit ete bastırmış gibi ağacın kovuğu kurdun yatağı didik didik uykular tetik kaçılır kovalanır cana daralır kopup gelmiş sanki çocukluktan saklambaç o çukur senin bu ağaç benim patikaya dikkat zehir gibi kusar karaşafaklarına kar senin de kurşunlara göre bir yüzün var dağ büyük ağaç sık orman bir uğultulu kucak düşte tarhana çorbası düşte sımsıcak yatak ey güzel gün ey büyük sabır ey korkunç hasret durdurabilir mi kar fırtınasını sıcacık bir düş kıyasıya üşümüş buzdan bir yontu gibi baksana tavşan kanı ılıcık akıp gitmiş uykusundan çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından vurulmuş da gencecik yana yatmış gibi bir dağ elin tetiğe bulaştığı yere kırağı düşmüş kim duyar gürültüsünü ey güzel gün ey büyük hasret kavgadır biter biter bir yerde elbet
çocuktur elinde sanki tahtadan tüfek takılı ucuna çakıyla yontulmuş erik dalı yatırmış gövdesini tam onsekiz ay rehin öder borcunu gün sayarak parmak hesabı
alırlar sonra pusatını elinden cıscıbıl kalır tezkeresi ve belleğinde bir ömürlük masal bir çalım uzatır bıyığını saçını sakalını kahvâne meclisinde adamdan sayılır
erik dalı sanır kan çoğalır kan geceye taşar yıkılır birer birer etten ve kemikten yükselen barikatlar sayfalar savrulur sayfalar uçuşur sayfalar kana bulaşır sesler gelir bilmem kaç mapus yılı öteden vıcır vıcır bir kırlangıç şafağı içinden duvar uzar duvar yükselir kahrolası duvar
bu gelen sesler sorgulama sesidir bu gelen sesler insan olan insanı delirtir ince belli yağız bir attır öfke toynakları altında gök mavi bir ova yayılır sarınır terine yemyeşil bir rüzgâr yelesini ayırır dolu dizgin sürersin kendini sorgu odasına
sorgu odalarından sarı saçlarını savurarak sen de geçtin bir zaman korkma ve anımsa ağzında haykıracak çığlığı olanın bir serçe gibi koparılamaz başı