sevgilim çilemiz bitmemiş delirecek şu duvar küçük küçük adımlıyordun yasak bir afiş gecesini konuşmasını öğreniyordu insandan önce duvar vurup duruyordu caddeye serseri bir ayaz çılgın gibi bütün ağaçlar nisan sonu muydu? aklımı-fikrimi çelmiştin bir gelincik açmıştı içimde toyluk işte bayram yerine gider gibi gelmiştin anımsa kırmızı boyun atkımı dolamıştım boynuna
kınından fırlamış bir bıçak gibi aykırı güzeldin bir gelincik açmıştı içimde aklımı-fikrimi çelmiştin bir gelincik kanatılmıştı sonra kan kırmızı ayaklarım bir durak erkene almıştı geleceğin yolu ne bilsin pusu son buluşmamıza ihanetle kurulmuştu ayrılık bozkır gecelerine kalkan tren gibi bir çığlık göğsüne göğsümün şeklini basıyordum öpüşüyorduk pusu patlıyordu üstümüze ihanetle kurulan sen karanlığa koşuyordun ay buluta
kasıklarımda kan kuruyordu ay buluta koşuyordu çıkmadı aklımdan saçlarını rüzgâra yatırışın kapanıp kalmışım beşiktaş'ta bir balıkçı tezgâhına ellerimin altında ıslak bir kedi miyavlaması bir tekme buldu ağzımı dişlerimi tükürdüm ihaneti alıp koydular karşıma seni sordular ihaneti ülkemi seni ve ölümü düşündüm yağmurun tıpırtısı gibi kesildi ayak seslerin ay buluta girdi dedim içimden ay buluta girdi
kaç yaşındaydım yirmi hayır yüz belki bin rüzgâr gibi öfkeydim asıldım askı demirine pencereden sarkıttılar inkâr deldim adımı şakağımda tabanca alıp götürdüler bir ıssıza ay buluta girdi dedim içimden inkâr geldim adını
münferit filanmış işkence ne büyük yalan obur köpekler gibi bacaklarımın arasında ceryan «bana bir aşk masalından şarkılar söyle» insan ne garip şeyler düşünüyor işkencede bir kitabın denizlerine inerdik olur olmaz iskandil düşürerek varırdık hedefe kürek kürek zorlu birer kartaldık kanat veren gök fırtınalara biliyorum o tren bir daha uğramaz o gara bir sır gibi saklanacak son buluşması dudaklarımızın
çığlığıma çığlıklar bulaşıyor yan odadan çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından bir el gelip yapışıyor göğüslerine kızın sunmak için cehennem ağzına elektrik telinin ayak parmakları el parmakları yani aşk tarağı sorgucu sorar sorular sorar gün uzar gece uzar çocuk çığlıkları gelir bir sokak öteden anne olamayacağı düşer kızın aklına aşk yuvası yıldırım düşmüş bir kovuk bir gün mutlaka evet ama nasıl ey ütopya oyuncak tren yürütür bir evde bir dolu çocuk gözler trende gözler ray dönemeçlerinde vuut vuut hayır bu vapurdu tren uzun geceler gibi bir çığlık biliyorum o tren uğramaz bir daha o gara bu kollar bir daha dolanamaz boynuna biliyorum radyatör demirine bağlı bileğimdeki kelepçenin bir halkası bir halkası güzel günlere yok bunun ortası içimde harman sarıları vızır vızır oğul arıları içimde bataklık kuşları leş kargaları içimde tank paletleriyle ilerliyor ihanet en amansız stalingrad savunması beynimde bir ucu öldürülmek işkencenin belki kalır belki kalmaz adın öteki ucu ihanet adın yapışıp kalır belleğine halkın
ayaklarımın dibinde çırpınıyor ağzımdan boşalan kan çekin şu kilimi yaprak hışırtısı altından en savunmasız en masum anılarımı yokluyor belleğime bir sıçan gibi sokulan el inadına geliyor aklıma unutmak istediklerim ihanetin menziline girmeyen bir yeri var fakat direncimin bir kilim gibi katlayıp yaktım geçtiğim bütün yolları kimliğim ve allahım yoktu sanki hiç yaşamamıştım
kimliğim ve allahım yoktu sanki hiç yaşamamıştım ekmek yasak su yasak düşlerimde serin bir ırmak kalkar yanıbaşımdan bir kere kalkmaya görsün halk güneşli günleri alıp eline göz gez arpacık bir kere kalkmayagörsün... susuyorsa darılma uyanmamak üzere dalıp gitmek bir uykuya uyuma ulan uyuma ulan 'lan 'lan anneni var ya anneni... hani baban... annem benim seni de soruyorlar kardeşim seni de sevgilim sözcüklerle soyuyorlar sizi tarifsiz iğrenç kurşun döküyorlar beynimin ortalık yerine çardak altı kavun beyaz peynir ekmek ve rakı bir gün mutlaka... sesli konuş ey ütopya vakitsiz ötüyordur şimdi kumrular kırlangıçlar vıcır vıcır kırlangıçlar saçak altı hercai menekşeler gecede kaç renk gözlerimde kaç delirecek şu duvarlar mümkünü yok