Şairlerin Hayatı->Bedirhan Gökçe->Bedirhan Gökçe [ Arama ]

Bedirhan Gökçe
Bedirhan Gökçe
Şair Adı Bedirhan Gökçe
Yazarın Adı Bedirhan Gökçe
Gönderen zehirli_cicek

Herkesin  hayatında tesadüfler vardır.
Herkesin  hayatında tevafuklar da vardır...
Kimi  tesadüflere sarılır, kimisi de tevafuklara... Kiminin yolu tesadüflerden geçerken  suskun bir geçmiş bırakır ardında; kimi ise tevafuklardan geçerken çığlıklar...
Bazen suskunluk çığlık olur, bazen çığlık suskunluk...
Ama  insan çığlığıyla da, suskunluğuyla da nedense hep 'insan' olarak anılır.
İnsan...
Hayat da böyle değil midir?
                İkisinin de sustuğu yerde bir öz  geçmiş çıkar ortaya. Oysa en öz geçmiş insanın mezar taşına yazılandır...
Doğum:  Şu tarih...
Ölüm:  Şu tarih...
Ruhuna  Fatiha...
Bir  Fatiha okur, geçer gidersiniz hiçbir zaman sımsıcak gelmeyen ama oldukça sıcak  ve bir sonu haykıran mezar taşlarının yanından...
Oysa  insanın üvey olan çok şeyi vardır ama nedense bir üvey geçmişi yoktur. Geçmiş,  özdür ve sadece insana aittir.
Ölümü  gibi insanın yaşamı da özdür ve düşündükçe, inandıkça kabuklar yavaş yavaş bir  zar gibi soyularak özün özüne ulaşırsınız.
İnanır mısınız bilmem, aslında  insanın öz geçmişi, yine insanın geleceğine dönük ışıltılı tılsımlar taşır.
Ama bunu ne öz geçmişe sahip olan  insan algılayabilir, ne de bu öz geçmişi okuyan... Çünkü genel hatlarıyla insanın  kendisini anlattığı birkaç satırlık yıllar ve yıllar içinde gerçekçi olduğu  kadar gizemli derinlikler içerir o satırlar.
Oysa O'na sorsanız, şu gün,  şurada doğmuşum, şuralıyım, şu şu okulları bitirdim, bir de şunu yaptım, der  geçer. Üzerinde durmaz. Durmak istemez. Zira hani dedim ya, geçen yıllar, her  insan gibi O'nda da, O'nunla birlikte yaşayacak yaralar açmıştır.
Aslına bakarsanız herkesin  özgeçmişi biraz yaralıdır ve nedense herkes, özgeçmişini yazarken, gelip gelip  acılara takılacağını bildiği için pek üzerine düşmez, düşmek istemez.
Ama biri bu öz geçmişi merak  eder. Azıcık araştırır ve yazar.
Her ne kadar O, Yani Bedirhan  Gökçe bütün alçak gönüllüğü ve kendinden bahsedilmesini sevmemesine rağmen.
Biri yazar:
Der ki, O, öz geçmişe değil, öz  bir geleceğe talip! Burada özden kasıt elbette kısaltılmış kelimelerle  anlatılan, derinliksiz bir 'öz' değildir.
Öz, yani töz...
Yine O'na, Bedirhan Gökçe'ye göre  'Biraz kül, biraz duman!' Yani yangın yeri bir yürek...
Ardahanlı olmasına Ardahanlıdır  da Kars, Iğdır alınıp, üzülmesin nezaketinden, 'Nerelisin?' diye soranlara, bir  çırpıda 'Kars-Ardahan-Iğdır' deyiverir.
En büyük özelliklerinden birisi 'Azıcık aşım, ağrısız başım', ya da  'Bir lokma bir hırka' kabilinden, onurlu bir yaşam edinmek amacıyla gecesini  gündüzüne katıp, çocukları için yaşamayı seçmiş dağ rüzgarı Zekeriya Bey'in  oğludur.
Annesi Gülgez Teyze...
Teyzelerin teyzesi, gözleri dağ  menekşesi kadar derin bakan Gülemeden gezen, yaşlandıkça güz, konuştukça can!
20 Mart gecesi Gülgez teyzenin  karnında hastaneye giden, 21 Mart sabahı 'Oğlunuz oldu, hayırlı olsun' diye  kucağına verilen Bedirhan, çipil gözlerle hastaneden çıkarken, kimse 21 Mart'ın  'Dünya Şiir Günü' ilan edileceğini bilmez.
Üstelik 'Bir lokma, bir hırka'  Zekeriya Bey, parasızlıktan oğlunu ertesi gün nüfusa yazdırır. Aslında Zekeriya  Bey, o gün Bedirhan'ı nüfusa yazdırırken, Bedirhan büyüdüğünde, nüfus  cüzdanının kimsenin görmediği yerinde o güne ait bir mahcubiyetin notunu okur  durur:
'Baba niye o gün yazdırmadın?  Birinden borç da mı alamadın?'
'Ne bilem ki oğul, bele olacak.  Bilsem alırdım, ya da 'dün doğdu öyle yazın' derdim...'
Gülgez ana girer araya,  Bedirhan'ının, oğlunun gözlerinin içene bakarak konuşur:
'Caaan der oğul kader, kader!
İnsan özgeçmişini kendisi yazsa belki bu yazının satır aralarına ilkokul  defterlerinin kenarına yapılan çiçeklerden bile yapar değil mi? Ama olmaz ki...
Bebek Bedirhan Gökçe farklıdır;  Gülgez Hanım anlatır ara sıra... Ama çocuk Bedirhan Gökçe daha da farklıdır.
Mahallenin güneş yanığı yanaklı,  ekmek düşmanı bebeleri top (bugünkü deyimle futbol) oynarlar ilk topa vurmada  yırtılıveren naylon ayakkabılarıyla. O değil oynamak, seyretmekten bile  hazzetmez. Ama para işinden hiç anlamamasına rağmen ve ticaretle uzaktan  yakından ilişkisi olmayacağı, olamayacağı ve olmadığı halde özellikle büyük  mahalle maçlarında su ve sakız satar.
Kazandığı parayı Kemalettin  Tuğcu'ya, Ömer Seayfettin'e yatırır. Okumak bir sevda gibi dilinin ucunda,  küçücük yüreğinin derinliğinde saf ve alışkanlık yapıcı bir tat bırakır.
Okumak bir bağımlılıktır, güzel  ve coşturucu bir bağımlılık!
Ama içinde, yüreğinde, bedenini  yay gibi geren bir his daha vardır: Spor sevdası.
Bu sevdanın özü ise nedense  Karate'dir. Neden biraz da aslında Zekeriya Beydir. Zira Zekeriya Bey, savunma  sporlarına meraklıdır. Olur ya bazen zaman, mekanın korumasında insanı açıkta  bırakabilir; özellikle de erkek adam güçlü olmalıdır. Dünyanın bin bir türlü  hali var!..
Cebinde üç kuruş sakız ve su  parası, gider yazılır Bedirhan Karate Kursuna. Başladığı, yaptığı her şeyde  olduğu gibi sadakatinin sınandığını bilerek yıllarca sürdürür Karate'yi.  Öğreticilik belgesi alır ve siyah kuşak 2.  Dan'a kadar yükselir... Ama yaşı büyüdükçe de zaman daralır... Öyle ya insan  büyürken zaman küçülür!
Artık uyumaya bile vakit  bulamayan, okumaya tutkusu bir bağımlılığa dönüşmüş olan Bedirhan Gökçe,  TRT'nin açtığı, yine tam bu sırada gazete kupüründen kestiği mankenlik ilanı  ile iki sınava birden girer. İkisini de kazanır.
Ama yüreğindeki ateşin erittiği ruh bu iki kalıba da uymaz...
Nasıl olursa olur ve yedi yıl boyunca okul tatillerinde çaycı olarak  çalıştığı kurumda, çaycı önlüğünü çıkarıp, kravatı takar. Ver elini Memuriyet...
Aynı şekilde ruhu burada da sıkılır...
Devlet babadan değil de Zekeriya  Babanın korkusuyla memuriyetini sürdürürken, çıkış için kapılar, pencereler  arar, çalıştığı kurumda. Bu arayış, spordaki başarısını madalyalarla süsler...
İşte tam bu sıralarda Türkiye'de  yaşanan özgürlük ortamıyla birlikte özel radyolar da boy göstermeye  başlamıştır.
Bir  akşam kendisini bir radyo mikrofonunun önünde bulur. İşte geçmişin özü de  burada o mümbit toprağına kavuşur.
20 Ağustos 1993 gecesinde 'İyi  geceler Ankara!' diyen Dünya Radyo'nun Bedirhan'ı  başkentinin   Bedirhan Gökçesi olur...
Kısa zamanda tanınır Başkentte...  1996 yılında bir teklif ile zaten kaçmaya yer arayan Bedirhan Gökçe'ye kapılar  ve pencereler açılır... Bir güvercin yüreği fırlar çıkar geceye...
Aile meclisi, şaşkınlık içinde  dinlediği Bedirhan Gökçe'nin gerekçeli kararıyla sunduğu memuriyetten, 'Devlet  Baba'dan ayrılma, istifa etme kararını, saygıyla ama korku ve endişeyle,  mecburen kabul eder...
1998 yılında Ankara'nın yerel  televizyonu Kanal A'da yaptığı şiir programıyla, kültür programları dalında  RTGD  TV OSCAR'ları ödülünü kazanır. 1999  senesinde şimdi hatırlamak istemediği, kendisini çok yoran ve üzen ilk şiir  albümünü ardından da aynı adlı şiir kitabı yayınlanır.
Sene 2000 i gösterdiğinde artık  yolunun İstanbul olduğuna karar verip, vatan borcunu da ödemiş olmanın  rahatlığıyla Radyo Tatlıses'e transfer olmuştur...
Artık yerel şöhreti ulusal olmaya  başlamış TGRT, TRT, CİNE 5 gibi ulusal TV'lerde yine şiir üzerine programlarına  devam eder...
Aldığı ve evinin duvarlarını bir  baştan başa kaplayan ödüller, yüreğinde birer dost yıldızlar olarak  dinleyicilerini ve seyircilerini yaşatırken, 2005 de yaptığı 'Başım Gözüm  Üstüne' adlı ikinci albümü, ayrıca aynı yıl 'Şifalı Hüzünler' adlı kitabı  çıktığında yüreğindeki sese kulak verir.
İyisiyle, kötüsüyle Radyo  Tatlıses'den ayrılarak hemen ardından Best FM'e geçer...
Acılar ve yalnızlıkların FM  bandı...
'3. Sayfa'nın yürekleri artarken  ve daha da güçlü çarparken, o bu sesin biraz gece biraz da içine kapanık  suskunluğunda, kendini dinler aylarca...
Bu dinleme sırasında Kral TV'de 39 bölümlük uzun soluklu 'İz  Bırakanlar'la iz bırakmanın ötesinde RTÜK'ün 'Doğru ve etkili Türkçe kullanımı  ödülü'ne layık görülür. Bu ödül de sayısız ödüllerin yanında bir dinleyici  ve izleyici kalbi olarak, onu yeni bir zaman ve mekanın içine doğru çeker...
O, şimdi, kendini dinleyenlerin  ve izleyenlerin yürek sesine ayarladığı sesinin yanı sıra dergi ve internet  sitelerinde günlük yazılar yazmaktadır. Ayrıca karış karış Anadolu'nun her  köşesine koşarak, adım adım yurt dışını dolarak, gittiği her yere şiir ve söz  ekmektedir.
Yani söz, yani töz...
Çünkü o babası Zekeriya Bey'in 6.  çocuğudur ve hislidir...
Bugün çok güvenerek çıkardığı  'Adam Kavgada Belli Olur' adlı albümü ile de en önemli işlerinden bir tanesine  adım attığını düşünmektedir...
VE BUGÜN TÜRKİYENİN EN BÜYÜK RADYOSU KRAL FM dedir
Ve inatla, Nüzhet Erman'ın dediği  gibi;
'Taş toprakmış,
Kış kıyametmiş dinlemez,
Şiir, kardelendir !..' derken, kurt kapanı şöhretler dünyasına  Nabi'nin diliyle seslenmeyi de kitabına da şerh düşerek ihmal etmez:
'Yıkanlar hatır- ı naşadımı ya rab berhüdar olsun,
Benim için namurad olsun diyenler bermurad olsun!'
Meraklısına birkaç not: Aileden  genetik Fenerbahçelidir...
Ama Ankara takımlarına ayrı bir  gönül bağı vardır.
O, 6. his olduğu kadar 21 Mart ve  en çok da Bedirhan'dır.
Ve  kendisi özgeçmişi hakkında konuşmadığı için Ali Ulurasba özgeçmişini kaleme  almaya çalışmıştır...
Oyu Puanı: 0 - Ortalama:

Yorum Gönder Değerlendir
Yorumlar

Bilgiler
Burda 61 Şair Kayıtlı
Enfazla Bakılan: Dursun Ali Erzincanlı
Enfazla Değerlendirilen: Dursun Ali Erzincanlı

Şairlerin Hayatı Bölgesini Gezen: 4 (0 Kayıtlı Üye 4 Ziyaretçi ve 0 Bilinmeyen Üye)
Görünen üyeler:


TRcom.Net M1.1.2b ©1997-2007 TRcom.Net
Bu safya 0.75138 saniyede 24 sorguyla oluşturuldu